Beneath the ground

Editör'den...

Katılım çılgınlığı yaşıyoruz! Evet. 10 sene öncesinin Beyaz arka planlı, mavi linkli web siteleri çok uzaklarda kaldı. Sanırım kolay kolay hatırlanmayacak anılarda yatıyorlar artık, benim diriltmiş olmam bile bir kusur sayılabilir illa ki bir kusura bakmak isterseniz. Ama bakmamanızı tercih ederim.

Artık siteleri düzenleyen çakma “webmaster”lar, haber ekleyen ve gözlük niyetine kavanoz dibi kullanan abiler yok. Varlar belki ama başka âlemlerdeler, en azından bizim yakınlarımıza yaklaşamıyorlar.

Neler yapıyoruz peki? Artık haber sitelerine biz de haber girebiliyoruz, her gün her dakika büyütmek için uğraştığımız interaktif bir ansiklopedimiz var. Bu ansiklopediye anti kahraman olsun diye yansiklopedi bile icat ettik. Sözlükleri doldurduk taşırdık, şimdi başka arayışlar içerisindeyiz. Düşüncelerimiz o kadar büyüdü ki, ekranlara sığmaz oldu. O yüzden 160 karaktere sıkıştırdık kendimizi zaman zaman. Yüzlerce arkadaşı fersah fersah sergileyip, arkadaşlık kavramına yeni tanımlar kattık. Az zamanda çok yol aldık, gitmediğimiz gezegen dinlemediğimiz öykü kalmadı. Dünyadaki her yeri gördük ama başkalarının hayal dünyaları da her zaman bizim ayaklarımızın altındaydı. Binlercesini yaşatırken bir o kadarını yere serdik. Bir o kadarı da intikam için yanıp tutuşuyor ama biz biliyoruz yeniden hezimete uğrayacaklarını. Öyle ki şaşırmaz olduk artık. Bütün ihanetler edildi, bütün duvarlar yıkıldı. Pink Floyd kendi duvarlarını yıktığında olay olmuştu. O yüzden bizimkiler pek konuşulmadı.

Aşkı bile bambaşka boyutlara taşımadık mı? Belki kendisi istemiyordu ama paşa paşa taşındı bizimle beraber. Aşk ettiğimizi bile yayınlar olduk. Binlerce olasılık içinden gerçeğini bulabilmek için maceralara girişiyoruz artık. Başka türlü, heyecan olmadan çekilir mi bu hayat zaten.

Artık gezmek, görmek, öğrenmek, eğlenmek ve daha nice fiil için yerimizden kalkmamıza gerek yok. Üzüldüler belki bizim onları böylesine boşlamamıza ama bizim de suçumuz yok ki. Hem ayağa kalkmak, bir yerlere gitmek, bir fiilde bulunmak lüks sayılabilir belki artık. Böylece unuttuğumuz veya hakkını veremediğimiz fiillere hak ettiklerini verebiliriz fiilleri yaşatarak.

Dünyayı serdik. Sığmaz olduk. Genişletmek için uğraşacağımıza, küçülmesine neden olduk. Bunu biz doğrudan yapmadık belki ama ileride yapmaya devam edenler olacağız. Dünya bizim sayemizde biraz daha “sığışılmaz” bir yer olacak. Canımıza tak edene kadar birbirimizin mezarları üzerine beton mezarlar dikeceğiz ki sığışabilelim. Peki ya sonra? Sonra bize sıra gelecek. Biz düşüneceğiz geleceğin nasıl olacağını, nereye gideceğimizi ve gittiğimizde neler olacağını.

Kim ne derse desin. İsteyen çocuk desin bize. Evet çocuğuz biz. Oyun oynayan, cıvıldayan, interneti sömüren çocuklarız. Ama bize çocuk diyenlere verilecek bir yanıtımız var: “Alayınızın görüp görebileceğinden daha fazla hayale tanıklık ettik, etmeye de devam ediyoruz.”

Poe “Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara” adar kitabını. Jules Verne’den tutun da, Arthur C. Clarke’a kadar pek çok kişi insanlığın geleceğine bir şekilde düşleriyle yön verebilmiştir. Biz çocuklar, o çocukların varisleriyiz. Onların tek başlarına yapmaya çalıştıkları şeyi, fark etmesek de topluca yapıyoruz. Devrin oyuncu çocukları olarak geleceğe yön veriyoruz. Düşlerimizi yaşatıyor, düşlerle yaşıyoruz.

Yer altının sessiz sakin çocukları olarak bizler de sizleri topraklarımıza buyur ediyoruz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Unutmayın, kapımız her daim sizlere açık olacak. Her zaman, her saatte gelebilir ve aramıza karışabilirsiniz. Yeter ki mezarlara basmayın.

~EsteticA