Genel olarak konuyu aşk, polisiye, iktidar mücadeleleri şeklinde özetleyebiliriz.
Yazar, hakkında kesin bir bilgisi olmadan atıp tutan, cahil yorumlarda bulunan Şakara'yı öyle durumlara sokuyor ki. Okuyunca cahilane yorumların ne kadar itici gözüktüğünü daha net bir şekilde anlıyorsunuz.
"Erdemsiz bir zengilliktense, erdemli bir yoksulluk daha iyidir!" Şudraka'nın kitapta önemle vurguladığı şeylerden birisi de bu cümledir. Bunu tüm hikaye boyunca karakterlerin davranışlarından hissettiriyor size. Yine de soylu Çarudatta, zaman zaman fakirliği, insanın sözünün kabul edilmeyişinin sebebi olarak gördüğü yakarışları ile mevcut olabiliyor sahnede.
Kitapta dikkatimi çeken noktalardan birisi de, hikayedeki kadınların mükemmelliği. Yazar hepsinde güzel bir nokta bulup ortaya çıkarmış. Eserde kadın bir insan olarak değil de, melek olarak yansıtılmış. Temiz kalpliliği ve güzelliği ile ön plana çıkan bir kadın da var, eşine tüm sadakatiyle bağlı olan bir kadın da. Benim sorgulamam da burada başlıyor, zira eşine sadık olan kadın bu sadakatinin yanında sevdiği insanı başkalarından kıskanmıyor. Acaba diyorum, yaşanılan çağda bir erkeğin bir çok eşinin olması normal karşılanıyorsa da, insan duygularına söz geçirebilir mi? Ne kadar normal karşılansa da, sevdiği bir insanı başkasıyla paylaşmak bu kadar kolay olabilir mi?
Belki o çağlarda kadınların birçoğu böyleydi (birer melaike), belki de yazar hayalindeki kadın anlayışını toplamıştır hepsinde ki, bu daha olası geliyor bana. Sonuna kadar sadık, bir mucize olabilecek derecede güzel, tüm malvarlığını gözden çıkarabilecek derecede aşık, aynı zamanda çeşitli kıskançlıklarla erkeğini boğmayacak bir kadın. Burada yazarın hakkını vermem gerekiyor, zira bu kusursuz davranışları son derece normal olduğunu hissettirecek şekilde yansıtıyor. "İşte acaba kendi devrindeki kadınlar böyle miydi?" sorusu da bu yüzden geliyor aklıma, çünkü bir hayal gibi değil, gerçekmiş gibi tüm bunlar.
Kitaptan bir alıntı da yapayım:
Vita: "Seni aptal! Bu herkesin tanıdığı soylu Çarudatta'dır. Sıkıntı içindeki insanların başvurduğu, erdemden meyveleriyle yere doğru eğilmiş bir istek ağacıdır o. Erdemliler için aile yöneticisi, okumuşlar için aynadır. Ahlaklı yaşamın mihenk taşı, kıyısını doğrulukla döven bir okyanustur. Herkese saygılıdır, asla saygısızlık etmez. İnsansı erdemlerin hazinesidir, kibar ve asil tabiatlıdır. Çok sayıda iyi yönleriyle övülmeye layık olan bu insan gerçekten yaşıyor; diğerleri ise sadece nefes alıp veriyorlar. Haydi şimdi buradan gidelim."
Şakara- "Ne yani, Vasantasena'yı almadan mı?"
Vita- "Vasantasena'nız kayıp."
Şakara- "Nasıl olur?"
Vita- "Sana görünüp kaybolmakla o, körün görmesi yahut hastanın zindeliği veya aptalın akıllığı, aylak adamın çalışkanlığı, belleği zayıfın yüce bilgileri hatırlaması veya düşmana karşı sevgi duymak gibi oldu."
Betimlemeler görüldüğü gibi çok hoş :)
Çevirisini yapan Korhan kaya ise, Ankara üniversitesi dil ve tarih-coğrafya fakultesinin önemli hocalarından. Her ne kadar Türkçeye çevirse de, Yazarın Sanskritçe yapmış olduğu bazı kelime oyunlarını not olarak düşmekten de geri kalmamış.
Son söz olaraksa, benim son derece hoşuma giden bir kitap oldu. İçerisinde ayrıca mitolojik öğeler de bolca mevcut, dram veya farklı tarzda olan kitapları seviyorsanız bu kitabı da seveceğinizi düşünüyorum.
Tür: Dram.
Sayfa sayısı: 245